Deneme, Hayali Cihan Değer, Oğuz Atay, Olric

Ben de insanları ve özellikle işin içinden çıkamayan insanları seviyorum Olric.

Korkuyorum Olric. Bu lanetin üzerime bulaşmasından
korkuyorum.
*
Garip işler dönüyor Olric: karışık işler.
Görünüşte olağanüstü bir durum yok. Ben Nermin’i seviyorum.
Nermin de beni seviyor. Bu durum gün gibi aydınlık;
karanlıkta kalan yalnız o “şey”.
*
Günahlarımın ağırlığına dayanamıyorum
Olric. Neden beni uyarmadın? Buna hakkım yoktu efendimiz.
Öyle güzel gürlüyordunuz ki. Size kapılmamaya imkân
yoktu. Çevrenizdeki bütün sahtelikleri öyle güzel aydınlatıyordunuz
ki. Bir daha göremeyecekler sizin gibi bir
devi efendimiz. Onların küçük yaşantılarının içinde ben de
küçülmedim mi Olric? Ucuzluk bana da bulaşmadı mı? Hayır,
efendimiz. Öyle içten yaşadınız ki. Bu kısa süren aydınlıktan
yararlanamayacaklar ne yazık ki. Acıtmayan karanlıklarına
dönecekler. Onların, hissedemedikleri acılarını da
siz içinizde taşıyacaksınız.
*
Beni şımartıyorsun Olric. Zarar yok efendimiz: çünkü artık

sizi kimse şımartmayacak. Beni korkutuyorsun Olric. 
Siz istemeyeceksiniz efendimiz. Güzellikleri kendiniz bulup 
çıkaracaksınız artık. Selim’in ölümünden de çıkarabilecek miyim? 
Çıkaracaksınız efendimiz. Çalışacağım Olric.
*
Ben daha Don Kişot’u bile okumadım Olric.
Kendimden utanıyorum. Hiçbir şey bilmiyorum Olric.
Olsun, efendimiz. Siz onu içinizde yaşıyorsunuz. Okuyanlardan
daha iyi biliyorsunuz. Bu büyük bir aldanış değil
mi Olric? Her zaman kendime bulduğum bir mazeret değil mi?
*
Sonu belirsiz bir kavgaya atılıyoruz Olric.

Yanımda senden başka kimse yok elle tutulabilen. 
Öyle bir savaşa giriyorum ki Olric, bizi İsa bile kurtaramaz.
*
Dayanamıyorum Olric. Bu adamın duygusuzluğuna dayanamıyorum.
Sabırlı olunuz efendimiz.
*
“İlk buluştuğumuz gün hemen şiirler okudu bana Nâzım’dan.
Böylece elimi tutmaya cesaret etti.” Kadınlar geçerken
dönüp bakmayan bir masal kahramanıydı. Bu masalı
yürütecek miyiz Olric? Evet efendimiz.
*
Anlıyorsun Olric; beni şaşırtma. Direnmeyi bırak. Sizi korumak için
söylemiştim, efendimiz. Sonuçlara katlanmalıyız Olric: katlanmalısın.
Bana bir yerde dur diyemezsin. Bir kişi de sonuna
kadar gitmeli. Ölümün bile yarıda bırakmasına izin vermemeli.
*
Artık yaşamak istemiyorum Olric. Onların istediği gibi yaşamak
istemiyorum. Başım dönüyor Olric. Sabahtan beri hiçbir
şey yemediniz efendimiz. Şimdi de içiyorsunuz. Onlar da
içiyorlar Olric. Karşılarında oturan kızlara birşeyler anlatıyorlar.
Ben anlatmak, filan falan demek istemiyorum. Sonum
geldi Olric. Kendime yeni bir önsöz yazmak istiyorum.
Yeni bir dil yaratmak istiyorum. Beni kendime anlatacak bir dil.
*
Ey insaf sahipleri! Ben ve Olric
sizleri sarsmaya geldik. Dünya tarihinde eşi görülmemiş bir
duygululukla ve kendini beğenmişçesine ve kendinibeğenmişçesinesankibizdenöncebirşeysöylenmemişçesinegillerden
olmaktan korkmadan kapınızı yumrukluyoruz
*
Akşamüstü işimiz bitince
bir çeşmenin yanına çömelip kazandığımız paraları
sayacağız Olric. Bizi gören insanların yüzlerini hatırlayıp
gülüşeceğiz. Bat dünya bat diyeceğiz. Sonunda bizi kör ettin.
Çok güleceğiz Olric; çok güleceğiz. Gözleri yaşarmıştı.
Kaçalım buradan Olric. Elâleme rezil olacağız.
*
Beni bırakmayacaksın, değil mi Olric? Sizi ne zaman
yalnız bıraktım efendimiz?
*
Yamansın Olric. Hiçbir şey belli etmezsin.
Duymamış gibi yaparsın. Çok yükseklerde olabilirdin.
Ben yerimi seviyorum efendimiz.
*
Ona artık verebileceğim bir şey kalmamış
Olric. Alışkanlıklarımdan başka verebileceğim bir şey
kalmamış ona. O ise, bütün bu uzun sevişmeyi, onu şimdiden
özlemeye başlamam gibi bir duyguyla açıklıyor. Oysa
Olric, içimde özlemini duyduğum uzak ülkemin soğukluğu,
beni başarısızlığa uğratabilirdi. Nermin için yeni bir durum:
üzerinde fazla durmamıştır. Belki biraz hissetmiştir.
Bu, son savaşımız olacak Olric. Sonu nasıl gelirse gelsin,
yorgun ordumuz son savaşını veriyor. Askerler, yorgun ve
isteksiz. Zafer ya da yenilgi onlar için aynı anlama geliyor
artık. Artık savaşmak istemiyorlar.
*
Bana çiçeklerin adlarını kim öğretecek Olric? Yeni
şeyleri öğrenmek için çok vaktiniz olacak efendimiz. Ne
kadar iyisin Olric. Benim bütün ihanetlerime göz yumuyorsun
ve bana doğru yolu göstermiyorsun. Bir gün bu çiçekler
o kadar büyüyecek ki bütün reklam demirlerini örtecek.
Sarmaşıklar reklam levhalarına sarılacak ve tabiat medeniyeti
yutacak. O zaman biz ne olacağız Olric? Biz her zaman
yolda olacağız efendimiz. İlerde bir ağaç topluluğu görüyorum
Olric. Suyu görünce bir araya gelmişlerdir herhalde.
Bir akarsu olmalı aralarında.Yalaktaki suda yüzünü seyretti:

tenim daha genç, derim gergin. Yaşlanmış olsaydık bunu 
yapabilir miydik? Tolstoy, doksan yaşında yapmış efendimiz. 
Ben Tolstoy değilim Olric. Tolstoy entelektüel bir devmiş. 
Ufak tefek olduğunu söylüyorlar efendimiz. Üstelik geleceği 
düşünemiyormuş: büyük bir ümitsizlik içindeymiş. 
Bizimle birlikte gelseydi ne iyi olurdu.
*
Biliyorsunuz, ben her seferinde yeni
duymuş gibi olurum anlattıklarınızı. Size yakışıyor, deme
Olric. Artık beni kandıramazsın. Bir iki kitabı ayırarak tezgâhın
üstüne koydu. Boşuna dolaşmıyoruz sayın kitapçı:
endişelenme. Selim’de, okuduklarını anlatmak için bitip tükenmez
bir heves vardı Olric. Farkına varmadan ne kadar
çok şey öğrenmişim ondan. İnsan zekâsının durmadan değişen
görünüşlerine hayrandı. İşte Tolstoy: bunu da alalım.
Bu Dostoyevski’yi de. Neden hiç anlaşamamışlar acaba?
Tolstoy gibi bir deha neden değerini anlayamamış Dostoyevski’nin?
Ben ikisini de anlıyorum. Aynı devirde yaşadıkları
halde hiç görüşmemişler. Hiç mi merak etmemişler birbirlerini?
Nasıl kaçırmışlar bu fırsatı? Bir bilseydiler. Dostoyevski’nin
kanında Yahudice bir şey var diyor Tolstoy. Ne
yazık. Yazarlar birbirlerini değil de yazmayı seviyorlar galiba
efendimiz.
*
İyiyi kötüden ayırmasını öğrenmek istiyorum.
Uğraştı da beceremedi desinler. Biraz heyecanlanıyorum;
bilmediğim, görmediğim hayallerin baskısını hissediyorum,
efendimiz. Sizin için korkuyorum. Belki, çok önceden
hazırlığa girişmeliydiniz efendimiz. Gülünç olurum diye
mi korkuyorsun Olric? Zarar yok, gülünç olalım. Bir yere
varalım da ne olursak olalım. İyi aklıma getirdin Olric:
Don Kişot’u da almalıyız. Çok iyi niyetli bir ihtiyardır. Aklın
macerası önemli Olric. Ben de okumadığım kitaplardan en
iyi anlayan insanım bu dünyada.
*
Biraz da kâğıt almak istemez misiniz efendimiz? Kâğıt
mı? Ne kâğıdı? Kâğıt, efendimiz yazmak için. Ne yazmak
için? Benim büyük ve mustarip bir ruhum yok ki Olric.
Ben on ikinci dereceden resmî bir Türk vatandaşıyım. Törelerime
bağlıyım. Yazamam ben. Ben fakir bir Turgut’um.
Turgutların en önemsizi. Şimdiye kadar yaptırdığım bütün
tahliller normal çıktı; böyle bir şeye rastlanmadı. Ben, düz
bir çizgi üzerinde sürüp giden yaşantımın, bazı beklenmedik
olaylar -bunlara olay demek de fazla iyimserlik olurnedeniyle
küçük titreşimler göstermesi üzerine, aslında çok
zayıf olan bağlarımı kopararak -buna koparmak dersem
fazla kötümserlik olur- süresi ve sonu belirsiz bir atılışa,
benden başka kimsenin farkına varmayacağı bir kavgaya
sürüklenmeye karar vermek için elindeki imkânlarla düşünmeye
çalışan bir macera heveslisi, bir karınca, bir ne bileyim,
böyle şartlar altında herkesin aptallık sayacağı bir teşebbüsün
basit bir noktasıyım. Beni ilerde kimse tarihe sormayacak.
*
Ben de insanları ve özellikle
işin içinden çıkamayan insanları seviyorum Olric.
*
Bilimin de romantik
bir yanı kalmadı Olric. Neydi bizim zamanımızda… şimdi
elektronik beyin diye bir amca var: insan onun yanında insan
olduğundan utanıyor. Herkes onu çok seviyor; matematik
emekliye ayrıldı. Bir hafiye gibi izliyor bu elektronik
beyin insanı Olric. Sen bundan yirmi dört yıl önce, karşıdan
karşıya geçerken sağına bakmışsın da soluna bakmamışsın,
diyor. Ceza vereceksin: sökül paraları. İki yıl önce
de buzdolabının ikinci taksitini vereyim mi, vermeyeyim
mi diye evinde yirmi dört dakika düşünmüşsün. Artık her
şeyi peşin ödeyerek alacaksın. Kim bilir Olric: belki bizim
de şimdi düşündüklerimizi değerlendirmektedir. Sakın suratını
asayım deme: şıp diye resmini çekiverir. Bütün yurda dağıtırlar.
*
Bu acelemiz nedir Olric? İnsanlardan,
bütün insanlardan kaçıyor muyuz yoksa? Onların içine
çıkmaktan korkuyor muyuz? Üstüme doğru gelip, demek
sensin diye parmaklarını sallamalarından mı korkuyorum?
*
Gittikçe eskici oluyoruz Olric. Ne yapalım
efendimiz. Yeniliklere yetişemiyoruz. Doğru. Nefes nefese
kalıyoruz. Erkeklik bizde kalsın. Olup bitenleri de izlemiyoruz.
Eskiye bağlılığımız bir şey bildiğimizden değil.
Eskisi bundan kötü olamaz ya, diyoruz. Tam da bilmiyoruz
yeniyi. Onlar utansınlar Olric. Biz gene işin kolayına kaçalım.
İşimiz pek de kolay değil, efendimiz. Kimseyi kandıramadıktan
sonra neye yarar Olric?
*
Bana kalırsa çok güzel, kimseyi
incitmeyecek bir şekilde düşünmüştür bütün bunları. Ben o
zamanlar, Selim’le ciddi bir tavırla konuşan herkesi, onun
ciddiye aldığını anlamıyordum. Ve bunun dışında herkesten
kuşkulandığını göremiyordum. Gülmek, onun için bir korunma
aracıydı. Bunu geç anladığım için de cezamı çekmeliyim
Olric. Hiçbir şeyi unutmadı ve her olaydan, hayatının
sonuna kadar rahatsız oldu. Mümkün olsaydı biletçinin kızıyla
ve yolda gözünün ucuyla gördüğü her kızla evlenirdi.
Biletçiyle ve herkesle dost olurdu. Sözün gelişi değil, gerçekten
yapardı bunu. Bunu yapamayacağını anlayınca, Selim
olarak yaşamanın imkânsızlığını görünce, hayatın hızlı akışı
içinde, küçük anları sonuna kadar yaşayamayacağını sezince,
önce büyük bir ümitsizlik ve korkuya kapıldı; bütün gücüyle
varlığını korumaya çalıştı. Sonra da… bilmiyorum Olric,
sonra ne oldu.
*
Onun, sevinçle, düşüncelerini kabul ettirmesine
göz yumdu. Daha çok genç, Olric. Duygu ve düşüncelerinin
etkisini görmeye ihtiyacı var. Ona yardım etmeliyiz.
Onu kırmamalıyız. Birkaç saat içinde bir insanın düşüncelerini
değiştirebildiğini görmek ona gurur verecektir:
kendi düşüncelerini değerlendirmesini kolaylaştıracaktır.
Bizi de daha çok sevecektir. Kendisini ispat etmesine fırsat
verelim. Ya büyüyünce uslanmaz bir eleştirmeci olursa,
efendimiz? Buna engel olmaya zaten gücümüz yetmez, Olric.
Onu biz bozmayalım. Bırakalım anlatsın, döksün içindekileri.
Ona, ayıklama imkânı verelim. Birçok gerçeği kabul
ettiğimiz gibi, onun gerçeğini de kabul edelim. Heyecanlarının
körleşmesine yol açmayalım. Bizim gibi sabaha
kadar düşünecek değil ya; birazdan uykuya dalar.

Tutunamayanlar / Oğuz Atay

Leave a Comment